Bitmedi, yazacağım daha... Yazmazsam ağlayacağım çünkü, alçakça olacak biraz... [Turgut Uyar]

29 Mayıs 2016 Pazar

Pazar Yazısı #31

Tarih 27 mayıs 2016 - Saat gece yarısından sonra...

Feci bir baş ağrısına rağmen uyumaya çalışıyordu. Fakat büyük bir şiddetle yağan yağmur, gök gürültüsü ile  uyumasına fırsat vermiyordu. Yatakta yarı uykulu bir halde "kıyamet mi kopuyor acaba" diye düşündü. Bu olası bir ihtimaldi. Zira yağmur çok ama çok şiddetli yağarken, gök gürültüsü yeri ve göğü inletiyordu. Yağmurlu havayı normalde çok seven Mustafa, bu kez bu gök gürültüsünden korkmaya başlamıştı. Uykulu ve yorgun olduğundan mıdır bilinmez, bu geceki yağmuru, bir öncekilere benzetemiyordu. Bunun bir doğal afet olabileceğini düşündü. 

Gece yarısından saat 03.00'a kadar yağmur yağmaya devam etti. Gökgürültüsü yer yer kesilsede yağmur kesilecek gibi değildi. Uyandığında Nuh tufanı ile karşılaşmamayı dileyerek uyumaya çalıştı. Henüz yeteri kadar tövbe bile edememişken, bunca günah ile ölmek hiçte hoş olmazdı... 

Sabahın erken saatlerinde uyanmıştı. Uyanabildiğine ve hala dünyada olduğuna sevinsemi üzülsemi bilemedi bir an. Baş ağrısından kurtulmuş olsa da hâlâ yorgundu. Her zamanki alışkanlıklarından vazgeçemeyerek bir tweet atıverdi. Tweet; #başagrılıtweet 

Tweet atmasa işleri yolunda gitmeyecekmiş gibi bir hisse kapılıyordu her daim. Belkide esasında, bir şekilde hayatı kaydetmeyi, bloglamayı seviyordu. Yaşadıklarını, hissettiklerini, yazmaya değer gördüğü bütün yaşanmışlıkları yazmayı seviyordu. Birden aklına, aylar aylar önce yazmış olduğu ilk pazar yazısı geldi. Onu okudu ve nedensiz bir şekilde hüzünlendi. ---> Pazar Yazısı #01 

26 Mayıs 2016 Perşembe

Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna [ #Okudum08 ]

/* Bugüne dek kitap yorumlarımı paylaşırken, "okudum / okuyun" başlığını kullanıyordum. Ama artık öyle yapmayacağım blogcan. Artık Sadece "#okudum" ifadesini kullanarak paylaşacağım. İsteyen zaten okur. Okuyun demeyeceğim artık. */

Sabahattin Ali'den okumuş olduğum ilk roman olan Kürk Mantolu Madonna, adını sıkça duyuruyor olmasına şaşırılmaması gereken bir kitap. Evet, adını çok duymuştum bu kitabın. Birçok blogda, birçok sosyal mecrada fotograflarını görmüştüm. Ve nihayet aldım, okudum ve bitirdim. Kitabı okuduktan sonra ise, ilerleyen günlerde mutlaka ama mutlaka Sabahattin Ali'den bir kitap daha okuyacağım dedim ve gözüme; "İçimizdeki Şeytan" adlı kitabı kestirdim. İlerleyen günlerde onuda okuyup buralara yazacağım... Kitap konusunda her daim güzel tercihler yaptığım için kendimle bir kez daha gurur duyuyorum ^^ Bu kitabı okurken, hiç ummadığım bir şekilde sıradışı bir aşk hikâyesi ile karşı karşıya kaldım blogcan. Ben aslında bir aşk romanı okuyacağımı tahmin etmemiştim bu kitabı satın alırken. 

Kitabı Konusu:

Ana karakterimiz olan Raif efendi, sahiden çok efendi, işi ile ilgilenen, işinden başka bir şey ile uğraşmayan bir beyefendidir. İşine her zaman tam vaktinde gelir ve işini bitirip mesai bitiminde hiç bir yerde oyalanmayıp direk evine gitmektedir.

Dış dünya ile uyum sağlayamamış olan Raif efendi sürekli ezilmiş, hayatı boyunca bir çok şeye boyun eğmiş, hayata dargın bir karakterdir ve istemediği bir kadın ile evlenmiştir. Ve bir türlü ailesini sevememiştir. Zira ailesi tarafından "pısırık" olarak tarif edilmiştir...

Ancak Raif efendinin mazisi hiçte durgun ve sıradan değildir. Birgün Raif efendinin hastalanması üzerine Raif efendinin iş arkadaşı olar Rasim bey, Raif efendiyi ziyarete gelir. Raif efendi Rasim beye, şirkette çalışma masasındaki çekmecede tuttuğu defterini alıp getirmesini ister.

22 Mayıs 2016 Pazar

Pazar Yazısı #30

Anlatmak istemedim anlamadınız...
Kozumu kullanmadan toz oluyorum 
Saçım 3 numara istesem de bozamıyorum 
Düzenin kendisine bozuluyorum 
Naber ? Sadece yaşamaya devam ediyorum 
Bayadır aynı yere bakıyorum oğlum 
Duvar manzaralı pencerede hayal kuruyorum 
Baksana yarasanın yaşlı kaşına 
Bi saplantı umutlarım başlı başına 
Bir numara ben değilim kabul ediyorum 
Niye küstahça bakışlara sabır ediyorum 
Farklı kişilerle takılıyorum her gün 
İştahsız yemeklere oturuyorum 
Bir numara ben değilim kabul ediyorum 
Beni ciddiye almanızla dalga geçiyordum 
Hepinizi düelloya davet ediyorum 
Size avans vermek için biraz vuruluyorum! 

Ses çıkarmayı kes 
Sessizlik yek 
Aslında pes 
Sensizlik hep 
Densizlik et 
Yersiz bir öpücük gibiyim ama 
Alırsın özgürsen zevk. 

Nakarat 

Klasik oldu ama her şeye rağmen 
Hayattayız yanımızda hatalarımız 
Çamurlu yolda giden sönük bir yıldız ben 
Anlatmak istemedim anlamadınız!

15 Mayıs 2016 Pazar

Pazar Yazısı #29

Buralara uğramadığım şu bir haftada, kütüphaneme dört yeni kitap daha katıldı blogcan. Mutluyum, mutluyuz.^^ Son günlerde üst üste gelen seyahatler beni yola fena halde alıştırdı. Hatta birileri ile yurtdışına bile gidebilirim.! "Ne seyahati yahu, benim neden haberi yok bundan ?" diyecek olursan; çokta abartılacak bir şey değil blogcan. Kısa bir Doğu Karadeniz gezisi ve onun üstüne ondanda kısa bir Sivas kaçamağı yaşadım hepsi bu. Yollara alışmama bu kadarı bile yetti aslında. Neyse, şimdi konumuz o değil. Zaten finallerde geldi çattı... Sınavlarda plakalardan ve bitki örtülerinden sorarlar umarım. Olumsuz

Öte yandan buralara uzun zamandır uğramayışım ile ilgili olarak düşüncemi mikroblog adresimden dilegetirmiştim. (Bkz; #haykırış). Evet blogcan, fazlasıyla geciken yazıların farkındayım. Herşey birikti. (Hüzünlerde tabii ki.) Yazacak şeyler var diyordum, evet üstelik bu kez "yine anlatacak bir şey yok" türünden değil. Harbiden var lan bir şeyler. İlk fırsatta yazacağım buraya. Özür dilerim blogcan, sana "lan" dememeliyim... (Yazar burada ne demek istemiş kendiside bilmiyor.) Heyecandan olsa gerek...

Buralardan uzak kaldığım süre boyunca, çoğunlukla gezindim. Zaten o yüzden uğrayamadımya... Bu gezintiden'de bahsederim bir ara. (Bkz; #gezintişeysi). Sivasa gittiğim günlerde blogger arkadaşım Mustafa ile görüştüm. Sohbet muhabbet gayet güzel ve keyifliydi. Olup bitenden Mustafa bahsetmiş zaten (Bkz; #anı). Bense arta kalan zamanlarımda elimdeki kitabımı, Kürk Mantolu Madonnayı okudum. Tam olarak bitmiş sayılmaz fakat, çok az kaldı... Ne mutlu bana değil mi? Ondanda daha sonra bahsedeceğim zaten... (Bkz; #budayazılacak).

8 Mayıs 2016 Pazar

Pazar Yazısı #28


Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında 

Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler...
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor

Bütün kara parçaları için 

Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o 
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında 

Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez,
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek

İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında 

Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırken ki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında 

Afrika hariç değil