Bitmedi, yazacağım daha... Yazmazsam ağlayacağım çünkü, alçakça olacak biraz... [Turgut Uyar]

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Rapuzelin Kulesinden Hediye Kitaplarım Geldi.

Geçtiğim günlerde bir blogda görmüş olduğum çekilişe katılmıştım blogcan. Zaten ne zaman bir blogda çekiliş görsem, hemen katılıyorum. Daha sonraları aradan uzunca zaman geçtikten sonra, bir e-posta ile çekiliş sonucu, çekilişi kazanan şanslı kişi olduğumu öğreniyorum. Ve bu bana, adeta bir sürpriz oluyor. Her biri böyle olmasada bu ve benzeri durumlarda almış olduğum hediyeleri, mutluluk yazıları adlı kategoride paylaşıyorum. İşte şu kategori; #mutlulukyazıları 

Ve şimdi, uzun aradan sonra bu kategoriye bir yeni yazı daha ekliyorum. Aylar aylar önce rapuzenlin kulesinden adlı blogda bir çekilişe katılmıştım. Geçtiğim günlerde aldığım e-postada çekilişin sonuçlandığını öğrendim. İşte; #çekilişsonucu. Çekiliş sonucu olarak; kitapyurdu yada okuoku'da  50 TL'lik kitap alışverişi yapma hakkı kazandım. Gelen e-posta üzerine bende kitapyurdu.com'dan dört adet kitap seçtim. Seçtiğim kitaplar;
  1. Tess Gerritsen - Çırak
  2. Tess Gerritsen - Günahkâr
  3. Stefan Zweıg - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
  4. Turgut Uyar - Göğe Bakma Durağı
Tess Gerritsen'in kitapları, daha öncede bahsetmiş olduğum Rizolli & Isles Serisine ait kitaplar. İşte; #RizolliIsles. İşte bu seriyi tamamlamak adına, serinin iki kitabını daha almış oldum. Ve birde, okumak istediğim diğer iki yeni kitabıda almış oldum. Seçtiğim kitapları çakma rapunzele e-posta attım. Rapuzelde seçtiğim kitaplara ekstra olarak bir kitap daha eklediğini söyledi. Sürpriz olan beşinci kitabıda büyük bir merak ile bekledim. Bugün kargo kapıma geldi ve kitapları aldım. Kutudan çıkan beşinci kitap ise; Stefan Zweıg'ın Santranç adlı kitabıydı. Son zamanlarda adını sıkça duymuş olduğum bu kitabı ellerimde görünce hem heyecanlandım hemde sevindim doğrusu.

21 Ağustos 2016 Pazar

Pazar Yazısı #43

Bir Sabahattin Ali kitabından ibaret hayata bakış açım. Çünkü çok iyi anladığım ve desteklediğim düşüncelere sahip olan bir yazar Sabahattin Ali. Geçtiğim günlerde (uzun zaman evvel) tv'de gezinirken, Kuyucaklı Yusuf adlı bir film görmüştüm. Bu isimi daha önceden duyduğum için, Sabahattin Ali'nin eserinden olduğunu düşünmüştüm. #DüşünceliTweet. Filmi birazcık izleyeyim dedim. Yaklaşık yarım saat kadar izledim. İnsanın ruhuna dokunan, değişik duygular yaşatan çok garip bir filmdi. Tamamını izlemeden tv'yi kapatarak odama geçtim. En yakın zamanda izlenecek olan kitaplar arasına ekledim bunuda. Zaten bu düşüncemden daha öncede bahsetmiştim blogcan. #DahaÖnceBahsettiğimYazım. Yazardan bir kitap okumuş olmam, yazarın bir başka kitabını daha okumam gerektiği konusunda beni tetikleyip durdu. Şimdi, bir pazar yazısına daha başlamadan önce, içimde böyle bir his çıkıverdi diyebilirim. 

Bu hafta sana ne anlatsam bilmiyorum blogcan. Aynı klasik cümleler kurarak sıkıcı ve kötü şeyler yaşadığımı söylemekten sıkıldım. Sende sıkılmışsındır aynı şeylerden, öyle değilmi ?. Ama bana bunları yaşatan(lar) hiç sıkılmıyor(lar)

Bir aydan uzun bir süre önce; kötü olduğunu düşündüğüm hayatım, kötününde kötüsü haline geldi. #BirAyÖnce. O günden beri; büyük bir titizlikle, büyük bir özenle yaşadığım ilişkim an itibari ile bitmiş durumda. Yanlış duymadın blogcan, evet. Sebebini sorma işte. Tahammül edemediğim şeyler olduğunu sende biliyorsun. Bir çok konuda sabır ettim, çok direndim. Fakat düzelmeyen bazı durumlar; beni, bizi buralara kadar getirdi. 

İnan böyle olmasını hiç istememiştim. Zaten böyle bir son olmaması için çokça direndim. O lanet olası olaydan bu güne dek, çok mücadele ettim. #LanetOlasıOlay. O günden bu güne, bir çok problemle karşılaştım. Çözmeye çalıştım; çözemedim. Çözemememe rağmen, o problemleride geride bırakmaya çalıştım, görmezden gelerek unutmaya çalıştım. Fakat problemlerin sonu gelmedi. 

16 Ağustos 2016 Salı

Tess Gerritsen - Cerrah [#Okudum10]

Rizolli & Isles Serisi 1. Kitap.

Rizolli & Isles hakkında detaylı bilgi için ---> Rizolli & Isles

Çok uzun zamandır sözünü ettiğim bir kitaptı aslında blogcan. Ve nihayet bu serinin ilk kitabını okuma fırsatım oldu. Araya başka kitaplar alarak, bir bu seriden kitap okuyacağım birde diğer yazarlardan farklı kitaplar okuyacağım. Ne mutlu bana. Siliniş adlı kitabı okumuş olduğumu ve çok ama çok beğendiğimi hemen hemen her yazımda söylüyorum. Bu güzel seriye en başından başlamış olmak çok ama çok güzeldi. Fakat benim bazı tespitlerim var... 

Serinin ilk kitabında yer alan Rizolli karakteri, serinin beşinci kitabı olan silinişte yer alan Rizolli'ye göre çok ama çok çaylak. Karakterin zaman içinde değişimini ve edindiği tecrübeleride zamanla okuyarak görebiliyoruz. Ayrıca yazarın tıp mezunu oluşuda, kitaptaki tıbbi terimlerin sıkça kullanılmasından belli oluyor.  Tamamen kusursuz bir kitaptı !

Kitabın Konusu:

Kitaptaki ana karakterimiz dedektif bayan Jane Rizolli'den ziyade,  bayan Catherine Cordell'dır. Cordell, bir adli tıp doktorudur ve Savannah'ta yaşamaktadır. Bir gece yarısı evinden saldırıya uğrar fakat, saldırganı silah ile yaralamayı başararak kurtulup bir yıl sonra Boston'a taşınır. 

Savannah'ta Cordell'e saldıran kişi ise, yaptığı cinayatlerde kullandığı aletlerden dolayı Cerrah lakabını almıştır. Bütün gazeteler, manşetlerde ondan Cerrah diye bahsetmektedir. Üstelik Boston Polis teşkilatı bu adamın peşindedir. 

Cerrah adını alan bu katil, genelde yalnız yaşayan bayanları kurban olarak seçmektedir. Seçtiği kurbanları ayaklarından, ellerinden ve belinden yatağa bantlayıp, kadınlara tecavüz etmektedir. Tecavüz ettikten sonra ise, kadınların rahimlerini söküp almaktadır. Cerrah'ın yaptıkları bunlarlada sınırlı kalmaz. Tecavüz edip, rahimlerini söktükten sonra kurbalarının boynunu kesmektedir.  Ve kurbanlarının geceliklerini itina ile katlayıp, kurbanın baş ucuna koymaktadır. 

Cerrah, bayan Cordell'den sonraki bir yıl içinde iki cinayet daha işlemiştir. İşlenen cinayetlerin Cerrah'a ait olduğunun kanıtları ise, rahimlerinin sökülmüş olması, boyunlarının kesilmiş olması ve geceliklerinin katlı bir şekilde baş ucunda olmasıdır. Fakat cerrah, kurbanları üzerinden bir şey daha yaparak polislerle oyun oynamaktadır... 

Cerrah, bir gün Elena Ortiz adında bir kadını kurban seçer. Kadına tecavüz eder, rahmini söker, boynunu keser ve geceliğini katlayıp baş ucuna koyar. Aradan biraz zaman geçtikten sonra  Diana Sterling adında bir kadına tecavüz eder, rahmini söker, boynunu keser ve geceliğini katlayıp baş ucuna koyar. Fakat bu kez polislerin gözünden kaçmayan bir ayrıntı vardır. İkinci kurban olan Diana Sterling adlı kadının boynunda bir koyle bulunur. Ve bu kolye, birinci kurban olan Elena ortize aittir. İşin garip tarafı, ikinci kurban olan Diana Sterling'e ait bir bilezik kayıptır. Bu bileziği bulmak için, Dedektif Rizolli'nin Cerrah'ın üçüncü kurbanını beklemesi gerekecektir... Cerrah her kurbanında bir mücevher alarak bir sonraki kurbanın bedenine bırakmaktadır. 

14 Ağustos 2016 Pazar

Pazar Yazısı #42

Bir pazar yazısına daha kavuşturan ALLAH'a şükürler olsun. Bilmem, birden şükür etmek geldi içimden... Olsun, şükür etmek iyidir... 

Bir önceki Pazar Yazısını yazarken Sivas'taydım. Ne garip bir duygu bu böyle. Şimdi ise tekrar evimde, Malatya'dayım. Sivas'ta yaşamış olduğum huzur dolu günler (istisna olan bir akşamı saymazsam) haricinde genel olarak günlerim çok kötü geçmekte. Bitmenin eşiğine gelen bir ilişki ve sinir stres dolu günler hâlâ devam etmekte. Yani, tehlike henüz geçmiş değil. Bense bütün bu kötü hadiselere rağmen, sükûnetimi korumaya devam ediyorum çabalıyorum.

Böyle stresli günlerde huzur bulmak için yapmak gereken şey ise bana göre, kitaplara koşmak. İnan bana, işe yarıyor blogcan. Kitap haricinde, filmler ve müziklerde iyi bir tercih. Geçtiğim günlerde, daha önceden izlemiş olduğum bir dizide'de yer alan bir şiire tekrar rastladım. Bu kez bir başka sevdim o şiiri. Hatırlamıyor musun yoksa ? Daha Cuma günü seninle paylaşmıştımya blogcan ! #İşteBuŞiir. Unutmuş olmana inanamıyorum ! Unutulurmu hiç o nadide şiir.

Yaz günleri bolca kitap okumak ile geçiyor. Öyle çok zaman geçti ki, aylar önce yazmaya başlamış olduğum roman yeniden şekillenmeye başladı diyebilirim. Olay, öyle farklı bir boyuta ulaştı ki, o iş beni aştı artık. Ama sonunu çok merak ediyorum :) Katedecek daha çok yol var... Sabahattin Ali ve Oğuz Atay okumaya devam ! 

Kitaplar ve filmlerden arta kalan zamanlarda, aklıma gelen birkaç fikri hayata geçiriyorum. İlk adımları atıyor ve plan yapmaya çalışıyorum. Sonucu muhteşem olacak...

12 Ağustos 2016 Cuma

Biraz Yorgunum...

Bir gece yarısı... Kalbim yine paramparça, içim yine sızlıyor. Kötü olan ruh halim, şiirlerin etkisi ile dahada depresif bir hâl alıyor. Şu sıralar hiç iyi değilim blogcan. Hiç iyi değilim. Sen şahitsin olanlara. Bir gün kötü bir hata yaparsam, ve terk-i diyar eylersem, "çok direnmişti mustafa" diyeceksin, söz ver bana. Başıma gelen acı olayları sende biliyor olmalısın. Kalbim çok yıprandı blogcan... 

Hatırlarmısın bilmiyorum. Zira, yaşanan kötü olaylardan ötürü, o kötü hadiselerin gölgesinden kalmış olmalı, bütün bu güzel şeyler. Bahsettiğim şey #YediGüzelAdam adlı dizi. O dizinin her bölümünün başlangıcında birkaç mısra şiir okunurdu. Bu yazımda da o güzel şiirlerden birini paylaşacağım blogcan. Bunuda yazıyorum buraya... Sık sık okursun/dinlersin. 



Biraz yorgunum, kavgaları birikiyor insanın...
Her uzvundan ayrı ayrı taşıyor acısı zamanla... 
Yaşımdan yorgun, yaşımdan telaşlıyım bugünlerde...
Kaç yaşındayım sahi? saymadım, bilmiyorum...
Belki kırklarımdayım, belki otuzlarımda...
Belki de doksan sene yuvarlandım bu dünyanın sırtında... 
Hiç bilmiyorum! 
Hayat, taviz vermediği hızı ve kavgasıyla akıp gidiyor...
Baharın rahiyasından akıp coşan çiçeklerle hatırlıyorum lise yıllarımızı... 
Kimimize kış, kimimize bahar olup canıyla değen babalarımızı...
Bu memlekette insanlar, belki de en çok baba sancısıyla inliyor, en çok baba deyince aklımıza gelir çocukluğumuz...
Mazinin araladığı perdeden sızıyor eski günler...
Onlarla kavgalı, onlarla sevdalı olduğumuz...
En çok baba yokluğunun hüsranıyla kızıyormuş zaman ayrılığın yarasını...
İnsan, baba olunca anlıyormuş en çok; babasını...