Bitmedi, yazacağım daha... Yazmazsam ağlayacağım çünkü, alçakça olacak biraz... [Turgut Uyar]

28 Haziran 2016 Salı

Hidden [ #izledim11 ]

Bir gece vakti, film izleme arzusu ile geçtim bilgisayarımın başına. Canım bu kez İncir Reçeli yada Aşk Sana Benzer gibi duygu yüklü filmler izlemek istemiyor. Bu kez daha çok Rec filminde olduğu gibi "hayatta kalma" konulu filmler izlemek istiyorum. Kısa bir araştırma sonucu, Hidden adlı güzel bir film buldum. Ve izlemeye başlayıp bir tweet atıverdim. işte ---> #tweet .

Hidden
Filmin Konusu:

Normal bir hayat süren küçük bir ailenin yaşamı, ülkede yaşanan bir salgın hastalık sonucu değişir. Hayatta kalmak için buldukları bir sığınakta yaşama tutunmaya çalışan aile, bu sığınakta 301 gün'den fazla kalmak zorunda kalırlar. Yeryüzündeki tek insan olarak kaldıklarını tahmin eden bu ailenin, bir süre sonra dışarı çıkmaları gerekecektir. Dışarıda ise onları bekleyen "soluk alanlar" vardır. 

26 Haziran 2016 Pazar

Pazar Yazısı #35

Sıradan bir gün, sıradan bir akşam... Mübarek Ramazan ayının son günlerindeyiz. Bende bu akşam, yine dedemlerin yanında iftar sonrası yazıyorum. Arada sırada ziyarete gelmek güzel oluyor. Birlikte yemek yemek çay içmek muhabbet etmek... Güzel şeyler bunlar.

Neyse. Genel olarak birkaç birşey daha söyleyip gideceğim blogcan. Fazla vaktim yok. Durum raporu yapacak olursam eğer, günlerim staj ile geçiyor. İlk başlarda, ilk gün biraz sıkıntılı bir başlangıç yapmış olsamda daha sonra bunada alıştım. İki haftayı geride bıraktım. Geriye kaldı dört hafta... 

Staj dışında ise günlerim kitap okumak ve film izlemek ile geçiyor. Öyle güzel şeylere tanık oluyorumki. :D Neyse. Zaten izlediklerim ve okuduklarım ile ilgili şeylerde yazıyorum. Onlarda ilerleyen günlerde paylaşacağım...

Tarih 25 Haziran Cumartesi. Saat 21:05. Gece yarısından sonra yayınlamak üzere bu sayfayı kapatıyorum. Daha sonra görüşebilmek dileğiyle blogcan...

21 Haziran 2016 Salı

The End

Eski günler bir daha gelirmi bilmiyorum. Eski günlere tekrar dönsem bile o müthiş kadroyu tekrar bulabilir miyim, bunuda bilmiyorum. (Aslında bulamayacağımı çok iyi biliyorum...) Neyse, yaşadıklarımın bitmesine üzülüyorum blogcan. Evimize, yaşadığımız yere 1 yada 1buçuk saat mesafede olan bu tenha yerde arkadaşlar ile kalmak, günler geçirmek güzeldi. Ve güzel olduğu kadar değişiktide...

Mustafa Alnıak
(Bu harika fotoğrafı çeken, Halis'e çok teşekkür ediyorum. Sahiden güzel bir kare)

19 Haziran 2016 Pazar

Pazar Yazısı #34

Ne güzel bir şarkısın sen öyle...



Gözlerim doluyor aman sen neredesin Ellerim donuyor aman sen neredesin

Yan kalbim yan külden adam olursan Yan kalbim yan kaçamazsın sevdadan

Seni diye tuttum kedimi, dizlerime yatırdım Seve seve tüylerini, uykulara götürdüm Çekmecemde resmin vardı, baka baka bitirdim Gözlerimle sana güller, papatyalar getirdim

Yan kalbim yan külden adam olursan Yan kalbim yan kaçamazsın sevdadan

Gözlerim dalıyor aman sen neredesin Herkes geliyor aman sen neredesin

Dinlenmesi gereken güzel şarkılar ile dolu etrafım. Yaz stajımdan, yaklaşmakta olan yaz okulumdan ve kitaplarımdan kalan zamanlarımdan bu güzel şarkıları dinliyorum blogcan. Sencede güzel değil mi şarkı ? Sadece kısa bir şekilde bundan bahsetmek istemiştim sana. Çok duramayacağım bu kez. Biliyorsun, burada çok uzun süre duramıyorsam sende biliyorsun ki geçerlik bir sebebi vardır. Yada bilerek kısa bir şekilde durup gidiyorda olabilirim, şuan emin değilim. Neyse. Zaten seninle uzun uzun sohbetlerimiz olmuştu geçtiğimiz günlerde. Bunu inkar edemezsin olric.

Sanırım hatlar karıştı blogcan... Sana iki tane daha şarkı linki bırakıp gidiyorum. Bu üç şarkıyı dinleyip dinleyip durursun artık...

15 Haziran 2016 Çarşamba

Tarifsiz Bir Acı

Evet biliyorum. Dünyada türlü türlü acılar var. Tatmadığımız, bilmediğimiz birçok acı var. Ve bu yüzden herşeyden önce halimize şükür etmeliyiz. Ama yinede bazı durumlarda insan biraz üzülüyor, kara kara düşünüyor... Şu sıralar hayatımda ALLAH'a şükürler olsun, çok büyük acılarım yok ama, her okurun başına gelebilecek acılardan birini yaşamaya başladım. 

Aslında bu konuya hiç girmeyecektim blogcan. Ama, gerçekten artan olaylar beni üzmeye başladı. Hatta senden önce twitter'da bu acımdan bahsetmiştim. İşte; #acılıtweet1 #acılıtweet2 . Hani bazen "ayak serçe parmağını sehpaya çarpmak" yada "kanepeye uzanınca tv kumandasının diğer kanepede olduğunu fark etmek" gibi küçük acılar yaşarsınya, işte ben onlardan daha büyük bir acı yaşadım blogcan. Severek, büyük bir bağımlılıkla okuduğum kitabın, aslında uzunca bir kitap serisinin bir parçası olduğunu öğrendim. Aslında kimine göre buna sevinmem gerekebilir. Sonuçta severek okuduğum kitap aslında bitmemiş demek oluyor. Fakat, o serinin diğer kitaplarını ya bulamazsam ? İşte bu soruyu kendime sordukça, içim içimi yiyor. O seriyi tamamlayamazsam ciddi anlamda acılar çekiyorum. Kıvılcım çıkartana kadar kafamı duvarlara vurup sürtesim geliyor. Sanırım kitapların faydalarından ziyade yan etkileride olabiliyor. Zor durumdayım.

Aslında hikâyenin başlangıcı çok eski günlere dayanıyor blogcan. Yaklaşık bir buçuk yıl kadar önceydi. Bir gün bir arkadaşım ile buluşmuş, bir kafede oturup sohbet ederek eski günleri yâd etmiştik. O gün akşam üzeri eve giderken, cadde üzerinde görmüş olduğum bir kitapçıdan birkaç kitap almak istemiştim. (Hay almaz olaydım. Alacak başka kitapmı yoktu ?) Kitaplara göz gezdirirken birden Tess Gerritsen'in Siliniş adlı kitabı dikkatimi çekmişti. Tess Gerritsen'i ilk defa tanıyordum ve ilk defa kitabını okuyacaktım. O gün Tess Gerritsen'den Siliniş ve Gölgesizlerin Tutkulu Dansı diye iki tane kitabını almıştım. Siliniş adlı kitabı okuduktan sonra çok ama çok sevmiştim. Bu sevginin acıya dönüşeceğini nereden bilebilirdim ? /* şimdi düşündümde blogcan... Gölgesizlerin tutkulu dansı'da sonunu getilemediğim bir kitapdı. Bu kitabıda şuradaki yazıya eklemem gerekirdi. Unutmuşum... Şuradaki yazıdan bahsediyorum ---> Sonunu Getiremediğim Kitaplar */