Bitmedi, yazacağım daha... Yazmazsam ağlayacağım çünkü, alçakça olacak biraz... [Turgut Uyar]

12 Haziran 2016 Pazar

Pazar Yazısı #33

Taş yürekli değilim. Acımasız değilim. Diktatör hiç değilim. Yaşadıklarım elbette benide üzüyor. Belkide şu hayatta benim kadar takıntılı olan, en ufak bir şeyi bile kafaya takan insan yoktur. Varsada benim kadar, çok kafaya takan yoktur. Bu konuda bir numarayım. "Bunu iyi birşey mi sanıyorsun mustafa ?" deme sakın blogcan. Bu sorunun cevabı genelde, zamana göre değişiyor.

Neyse. Hem zaten esas bahsetmek istediğimde bu değil blogcan. Bir şeyler anlatıp gideceğim hemen. Zaten açım. 

Ayrılıklar istemsiz yaşanan şeylerdir. Zaman zaman hayat yolları birleştirir ve tekrar ayırır. Belkide mühim olan, hayat yolları ayırsa bile tekrar yolları bir yerlerde kesiştirmektir. Ama bazen hafızalara kazınan kötü şeyler, hayatın iki insanı birleştirmesine rağmen, yolların ayrılmasına neden olabiliyor. Çünkü belkide insan sadece, sevdiği ve değer verdiği insanlardan aynı şekilde değer görmek istiyordur. Çok mu şey istiyoruz blogcan ?

Daha önceleri sana bir yazımdan "seni seven mi, yoksa senin sevdiğin kişimi ?" diye bir soru sormuştum. Ve o soruyu kendim cevaplamıştım. İşte şu yazı ---> Hani hep derlerya. Birden aklıma geldi işte. Birazcık bağlantılı konular. Sonuçta sevmek ve sevilmekten bahsediyoruz.

Evet, insan değer görmek ister diyordum. Sevgiler kimi zaman "seni seviyorum" lardan öteye geçebilmeli. Sadece artık klasikleşmiş birer söz olmamalı. Günümüzde sevginin gücü insanlara büyük şeyler yaptırabiliyor. Zaten doğru olanda bu değilmi ? Hem gerçek gördüklerimizin dışında, kitaplarda ve filmlerde de zaman zaman sevginin gücünü görebiliyoruz. Peki sadece kitap ve filmlerde mi göreceğiz ? Sizler için basit olarak görünen küçük bir olay, kimi zaman önce kitaplara/romanlara daha sonrada filmlere konu olabilir. 

Basit bir örnek vermek istiyorum blogcan. Tarafsız bir şekilde samimi olmanı istiyorum senden. Diyelim ki bir arkadaşın seni akşam yemeğine çağırıyor ve sende kabul ediyorsun. Bu akşamki vaktini ona ayırarak planında ufak tefek değişiklikler yapıyorsun. Ve yaptığın bu değişikliklere uyarak akşam yemeğini beklerken bir telefon geliyor. Arayan arkadaşın. Ve sana şöyle söylüyor; "bir başka arkadaşım bize yemek yaptırıp getirmiş. biz burada biraz atıştırıp gelelim yada seninle yarın yada başka bir gün yemek yiyelim.

"Yada" kelimesine kadar olan yerde bir problem yok. Zaten akşam benimle yemek yiyeceğini söyleyen birisi yemeğe gelmeden önce bir şeyler atıştırıp gelebilir. Bunu söylemenin bir anlamı yok ki. Yemekten önce bir şeyler atıştırmak için benden izin almayacağına göre, beni aramasında ki esas mesele yada kelimesinden sonra ki sözlerinde yatıyor. "bugün arkadaşım yemek yaptırıp gelmiş, seninle yarın yada başka zaman yemek yiyelim". Şimdi bu, çok basit bir olaymış gibi görünüyor öyle değilmi blogcan ? Ama bu diyaloglar benim için hiçte o kadar basit değil. Bu konuşmanın içinde; ihanet, aldatma ve kandırılma yer alıyor. İhanetin sebebi şu; bir başka kişi işin içine girene dek benimle yemek yemek için planlar yapan kişi, bir başka kişi çıktıktan sonra beni değilde, sonradan çıkan o kişi tercih edebiliyor. Bir insan, iki kişi arasında kalınca tercihini benden yana kullanmıyorsa eğer, o kişi benimle boş zamanlarını geçiriyor demektir. Ben, ikinci teklife "hayır" deyip o akşam yemeğini, söz verdiği gibi benimle geçirmesini isterdim. Ama o insan öyle yapmadı. Kimin daha değerli olduğuna karar vererek akşam yemeğini onunla yedi/onunla yemeği tercih etti. İşte bu, ihanetten başka birşey değildir.

Yukarılarda bir yerde sevginin gücünden söz ediyordum. Bir insana değer vermekten söz ediyordum. Değer vermek bir insanı akşam yemeğine davet etmektir evet. Ama sonra o akşam yemeğinin bir başkasıyla yemek ihanettir. Tabii ki benim derdim yemek değil. O kişi benimle zaman geçirmek yerine bir başkasıyla zaman geçirmeyi tercih etti. Beni yemeğe davet edip benimle zaman geçirmek isteyen kişi daha sonra telefonda bana "... arkadaşım yemek yapmış, seninle başka zaman yemek yesek ?" diyebiliyorsan, zaten bana söyleyecek söz yokki. "...arkadaşım yemek yapmış, seninle başka zaman yemek yesek ? " diyor.  Yani tercihini zaten yapmış. Bana, bu akşam gelmeyeceğini nazik bir şekilde söylemeye çalışıyor. Yani "ben bu akşam doluyum, sen aradan çekil, daha sonra görüşürüz seninle" demek istiyor. Belkide daha fazlasını. 

Her ne olursa olsun bunlar benim tahammül edebileceğim şeyler değil. Benimle bir başkası arasında kalınca, tercihini o kişiden yana kullanan kişi, artık tüm zamanını o tercih ettiği kişi ile geçirsin. Boş zamanını benimle geçirecek kişilere ayıracak hiç zamanım yok. Çünkü bu yaşananlar bu anlama gelmekte. Başka bir açıklaması olamaz bunun. 

Ve ben yine anlatmak istediklerimi tam olarak anlatabildiğimi sanmıyorum. Yine bir şeyler eksik kaldı. Aramızda yaşanan şeylerin buralara taşınması belkide hoş karşılanmayabilir. Ama emin ol blogcan. Böyle olması gerekiyordu. Buraya yazılması gerekiyordu. Bu yükü daha fazla içimde taşıyamazdım. Belkide bu yazıyı okuyanlar benim deli olduğumu düşünerek gülüyorlardır. Ama ben, hiç beklemediğim kişiden, önce yemeğe davet edilip daha sonra reddedildim. Ne kadar komik değilmi ? :/ "Önce yemeğe davet ediliyorum, daha sonra beni yemeğe davet eden kişi bir başkası tarafından yemeğe davet edilince ben satılıyorum." Bu benim canımı çok yaktı blogcan. Dalga geçilmiş aldatılmış gibi hissediyorum. Çünkü tamda öyle oldu. Üstelik bunu üzerinden çok zaman geçti ama acım hâlâ taze... 

Ben normalde insanlara küsen birisi değilim. Küsmek bana göre değil ki. Küsüp trip atan tiplerden değiilim. Ben daha çok içime atıp üzülenlerdenim. Ben küsmem sadece üzülürüm. Ve bu kırgınlığım geçene dek susarım, konuşamam. İstesemde konuşamam. Ama bu kırgınlık bir başka. Arkadaşım, benim günahım kadar sevmediğim kişiyi, benim yerime tercih etti. Yani demek oluyor ki; benim günahım kadar sevmediğim o kişi, arkadaşım için benden daha değerliymiş. Söyleyecek sözüm yok tabii ki. Kırgınım...

Ayrılırken bir veda bile etmeyişimin sebebi tamamen bu kırgınlıgımdır. Ve tabii ki sevmediğim kişinin benden daha değerli olduğunu öğrenmeminde etkisi yok değil. 

Ama zaten vedaları sevdiğimde pek söylenemez. Normalde'de sevmem vedaları. Ansızın gitmektir bana kolay gelen. Hoşçakal demek değil.

Kolera & Mozole Mirach - Sevemedim Vedaları


Mozole Mirach;

Bil ki; sen kanattın kabuk tutmuş bu yarayı
Ve emri verdin ruhum acıyı tattı, zehre çaldı
Kokusu keskin bıçak gibiydi, serin bir rüzgarımsa eksik,
Göz kapaklarımda uykular delik deşik...

Sor; bu canıma kaç kez talip oldu azrail
Gelir geçer selam verir bu kapıma, söyle; kim bilir
en derinde sancılarla sevişir oldu kabusum,
huzrum idam öncesinde son dilekti yok yolum...

Bak; adımlarımda korku hakim ve nedeni çoğu zaman
hatalarımdı,
gecemin ortasında uyanıyorsam bilki sebebi sensin...
Sen kazandın, ben yanıldım !
En başından anlamıştım, kendimi hep suçlamıştım...

Belki susmak bir çözümdü,
agresif tavırlar içerisinde yatan o suskun adama şöyle bak 
öyle yanıtı ver ve yüzüme vur, çıkar tüm öfkeni bedenden, 
teslim ol bu sefer gereksiz gururu yen!

Kolera Verse;

Gurur gerek sen gereksiz, hep kendini akladın,
içimden yavaş yavaş muhabbetini kopardın,
kalbimin taaa içinden kapı dışına atandın,
önceleri hayat veren şah damarımdın atardın !

Savaşa hazırlık denemelerinde atın yere kapandı,
İstanbul Boğazı'nda bir kadın adamı boğazladı,
gözünün değdiği her yere kurulan yüzümün cömert tarlası,
yerde bulduğum her parada cimri yüzünün kabartması!

SEN HAKLARINI SAVURDUN YÜREKTE DOLDU KONTENJAN
Sevgin bana has değil ki, seni gidi Don Juan!
Kaf dağından koparıp çiçek yapsan bana aranjman,
bu zehri içimden atmak için gerek antioksidan!

Sen dudaklarından bir bir hezeyanlar fışkıran,
besiye çektin kendini be bereket sözlerin duman,
gaddar egon Rabbena hep bana yaptı program,
uçtu gitti ahı kaldı,sen cılız ben pehlivan...

Zaman ayır biraz tara saçlarımı öp bazı bazı,
yerleştir çiçek yavruağzı, bu düşkünlük saf arı,
boşver nazımı bak; hayatımın boş matarası,
"kısa tutalım son sözleri sevemedim vedaları..."

Ne sakinlik gördü yüzüm, hayatımız hep curcuna
karabulutlar hep tepende yıldızlı 5 kurdela,
para kara bela olsa sen hazırda kumbara,
attığın taşa değse bari aha şurda kurbağa.

Gardımı aldım Ray Sefo'yle bir tel çekelim aramıza,
keleş kellen hariç evde hiç bir şeyini bırakma,
hâlâ ne bu debeleniş, çatladı aramızdaki ayna,
manastırdan kaçarcasına sakın arkana bakma.

Ecza deposu oldu mide, kronik aşık sistematize,
yenisi girer hep menzile, içimi kemirdi Mickey Fare
metanetle olacak iş değil velet
hayal kurmak hayal oldu celebin hüneri hep ceset.

Tedbir al koçum çitler oynak kırılır boynuzu,
aklen kısa boydan uzun, çekip vursam yolcusun,
acın ağrımdır, ruhumsun,
ruhsa konumuz vahim durumsun; sen en zalim buluşsun.

Dili olsada konuşsa; o günü bilir şu kaldırım
bir faninin lafıyla kalbe düştü yıldırım,
çok ağladım, tuz gölü oldu suratım, sen canavarım,
"hoş bir söze hasret kaldım, her sözün bir yaptırım..."

Diğer Pazar Yazıları : http://goo.gl/OAggvn 

BU YAZI YORUMA KAPALIDIR.