Bitmedi, yazacağım daha... Yazmazsam ağlayacağım çünkü, alçakça olacak biraz... [Turgut Uyar]

21 Temmuz 2019 Pazar

Pazar Yazısı #195

İnanılmaz derece yorgun, yoğun ve uykusuzum. Ama yinede seriyi bozmamak için zor şartlar altında birkaç satır yazmak istiyorum. Şu sıralar öyle yoğunum ki; ne kitap okuyabiliyorum ne de dizi izleyebiliyorum. Yazı yazmak için bile zaman bulamıyorum. Bulduğum her fırsatta uyuyor ve dinleniyorum. 

Bu yazımda yorgun olduğuma dair o kadar çok şey söyledim ki; yazmış olduğum eksi bir yazı aklıma geldi. O yazımda bir şiirden bahsetmiştim. Bahsettiğim yazıma bakmak için #buraya tıklayınız.

14 Temmuz 2019 Pazar

Pazar Yazısı #194

Saat olmuş gecenin bilmem kaçı. Yeni bir ortamda yeni arkadaşlar ile yeni deneyimler yaşıyorum. Sanki bir dizi setinde gibiyim. Öyle değişik şeylere tanık oluyorum ki. Bu durumun bazı olumsuz yanları olsa da genel olarak memnunum. (Yani en azından şimdilik) Umarım hep böyle güzel ilerler herşey.

Bu konular hakkında da sayfalar dolusu yazasım var fakat bunları başka bir blog için saklıyorum. Yoksa söyleyecek çok sözüm var bilesin. Fakat ortam müsait değil ;)

Ayrıca son günlerde çok yoğun ve yorgunum. En önemlisi uykusuzum. Hatta şuan bu yazıyı yazarken bile uykumdan fedakarlık yapıyorum. Yani aslında şuan benim uyuyor olmam lazımdı. Zaten birazdan uyuyacağım. Ama gitmeden önce bir şarkı bırakmak istiyorum; https://youtu.be/qjDVqG9sBD4

7 Temmuz 2019 Pazar

Pazar Yazısı #193

Son günlerde bu blogu kapatıp gizli yazarlı bir blog açma fikri üzerine düşünüp duruyorum. Kişisel yazılarımı 6 yılı aşkın süredir burada yazıyorum. İlk başlarda bu blogun okur sayısının artması beni mutlu ediyordu fakat artık bu konuda fikirlerim değişmeye başladı gibi. Artık ailem ve yakın çevremde bu blogu biliyor. Bu nedense biraz beni tedirgin etmeye başladı. 

Zaten film, dizi, edebiyat gibi konularda yazılarımı www.keyfisanat.com adlı diğer blogumda yazıyorum. Fakat kişisel yazılarımı burada eskisi kadar yazamıyorum. Belki bir gün bu blogu kapatıp farklı bir alan adı ile internet dünyasında kendime yeni bir yer edinebilirim. Bakalım neler olacak ?

Adnan Binyazar'ın Masalını Yitiren Dev adlı kitabını okumaya başladım. Şuan 126. sayfadayım. Kitabı okumaya başlamadan önce biraz önyargıya kapılmıştım fakat bu tarz kitaplarıda okuyabiliyor muşum. Bunu fark ettim. Yazarın kendi hayatını anlattığı otobiyografi tarzında olan bu kitabı gerçekten beğendim. Dediğim gibi; kitabı ilk okumaya başlarken biraz önyargılı idim. Fakat kitabı beğendim diyebilirim. Buradan tekrak Evren ağabeye selam gönderererek, bu konuyu burada noktalıyorum.

1 Temmuz 2019 Pazartesi

Stephen King - Korku Ağı [#okudum23]

Stephen King Korku Ağı
Daha önce Stephen King'den okuduğum ilk kitap olan #Mahşer'i okuduktan sonra Stephen King'in bütün kitaplarını okumak istemiştim. Tam 1080 sayfa uzunluğunda olan o kitap hiç sıkmamıştı. Seve seve büyük bir heyecan ile okumuştum. Bende bu nedenle yazarın yazmış olduğu ikinci kitap olan Korku Ağı, nam-ı diğer Salem's Lot'u okumak istedim. Fakat bu kitabı, okuduğum ilk kitap kadar beğenmedim. Çünkü vampir hikayeleri bana her zaman saçma gelmiştir. Zombi olsa neyse, ama vampir olunca sıkıyor beni. Neyse, şimdi Stephen King'in Korku Ağı (Salem's Lot) adlı kitabı hakkında kısaca yazacağım...

Fakat öncesinde kitabın çevirisinin berbat olduğunu belirtmek istiyorum. Çeviri öyle kötü ki bitmek bilmeyen bir kabus gibiydi ! Hani hemen hemen bütün kitapseverlerin ve çevirmenlerin iyi bildiği efsanevi -ve biraz da cinsiyetçi olduğunu düşündüğüm- bir söz vardır ya; "Çeviri kadın gibidir, güzeli sadık olmaz, sadığı güzel olmaz" diye. Aynen öyle sanırım !  Kadın benzetmesini bir kenara bırakırsak, çeviri hakikaten bıçak sırtı gibi bir şeydi. 

Bu ayrıntıyı da belirttikten sonra kitabın konusunu irdeleyebiliriz artık !

Stephen King Korku Ağı Konusu


Sanırım yazarın bütün romanlarının geçtiği yer olan Maine'de; Jerusalem's Lot adlı kasabada geçiyor olaylar. Doğup büyüdüğü kasabaya yıllar sonra geri dönen yazar Ben Mears bu kasaba hakkında bir kitap yazmak ister. Kasabaya geldikten sonra; kasabayı tepeden izleyen Marsten Köşkünü kiralamak ister. 

Burada bir parantez açmak istiyorum ! Kitapta bahsedilen Marsten Köşkü; bir  Netflix dizisi olan Tepedeki Ev ile çok benzerlik gösteriyor. Kitabı okurken Tepedeki Ev adlı dizi hep aklıma geldi. Netflix'in Tepedeki Ev adlı dizisi hakkında detaylı bilgi için #şuradaki yazımı mutlaka okuyunuz.

Kasabada herkes Marsten Köşkü'nün sokağından geçmeye korkarken Ben Mears'ın o köşke taşınmak istemesi kasaba halkını şaşırtır. Ben köşke taşınmak isterken Barlow adlı gizemli bir adam köşkü önceden kiralar ve köşke taşınır.